Piyasalar getiriliyor... Lütfen Bekleyiniz.
05 Mart 2018 Pazartesi, 17:39

“Kıbrıs Ulusal” Siyasetinde İçerden Zaafiyet Sinyali

Prof.Dr.Mehmet Hasgüler ” Siyasette yeniden ayrımcılık jargonunu” yazdı.



Prof.Dr.Hasgüler, bugünkü yazısında KKTC siyasetini değerlendirdi.

Hasgüler, uluslararası anlamda her alanda mağduriyete uğrayan KKTC’nin en büyük destekçisinin Türkiye ve Türkler olduğunun altını çizdi. Kıbrıs ve Türkiye’nin birbirlerine olan mecburiyetlerinden de bahseden Hasgüler, arada yaşanan bazı siyasi anlaşmazlıkları da “aile içi tartışmalar”olarak adlandırdı.Türkiye ve KKTC’nin arasındaki bu bağa bazı çevrelerin manipülatif çıkarları için ket vurma emelleri olduğunu da belirten Hasgüler , toplumda Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli ayrımcılığı yaratılmak istendiğine dikkat çekti . Bu ayrımcılığın yaratılmasında rol oynayanların, kişisel siyasi çıkar peşinde koştuğunu ve bu tarz ayrımcılıkların yalnızca Kıbrıslı Türklerin stratejik bekasına ket vurmakta olduğunu belirten Hasgüler, bu algıyı yaratmak isteyenler içinse ; “gittikleri yolun bir adım sonrası, Türkiye devletinin nerdeyse 60 küsur yıllık Kıbrıs siyasetinin zaafiyete uğratılmasıdır. Heralde bunu istiyor olamazlar ” şeklinde  açıklama yaptı.

Prof.Dr.Mehmet Hasgüler’in yazısı şu şekilde;

“Kıbrıs ulusal” siyasetinde içerden zaafiyet sinyali

Uluslararası alanda her daim ayrımcılığa maruz kalmış, mağduriyete uğramış olan Kıbrıslı Türkler; bunca yıldır dünyaya kendilerini anlatmaya, destek bulmaya çalışıyor. Bazen karşılıklı yapılan hatalarla gerilimli dönemler yaşansa da bu konuda en büyük desteği de doğal olarak Türkiye devleti ve Türkiye halkından görüyorlar. Hem Kıbrıs Türk toplumunda hem de Türkiye’de zaman zaman su yüzüne çıkan karşılıklı bazı önyargıların, maksadını aşan bazı söylemlerin ve davranışların değiştiremeyeceği bir genel algı, doğal bir ön kabul vardır: O da; Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’nin öyle ya da böyle birbirlerine olan mecburiyetleridir. İki tarafta da herkes bilir ki; zor zamanlarda aralarında yaşanan bazı itilaflar, tabiri caizse “aile içi tartışmalar” bir kenara bırakılacak ve birlikte hareket edilecektir.

Siyasette yeniden ayrımcılık jargonu

Lakin bugünlerde bilinçli ya da bilinçsiz (ama kesinlikle manipülatif ve tertipli) olarak üretilen bazı fantezilerle bu algıda önemli bir gedik açmaya çalışanların KKTC siyasi arenasında peydahlandığını gözlemliyoruz. Bu unsurlar, çok açık bir şekilde ada insanının karakteristiğini belirleyen bazı değer yargılarını beğenmediklerini, hoşlanmadıklarını aşırı bir dille ifade etmekte hiçbir beis görmüyorlar. Durum siyasi ve toplumsal nezaketsizliğin ötesinde tehlikeli bir yola girmiş bir halde artık. Çünkü, kendi kişisel çıkarlarını gözettikleri de çok açık olan bu çevreler, Türkiye’nin öncesi bir yana 1955 yılından bu yana net olarak süregelen Kıbrıs Türklerine dönük siyasetini aşındırma noktasına gelmiş durumdalar. Maalesef Kıbrıslı Türkler ile Türkiye kökenliler arasında keskin bir ayrımcı dil üretme ve bunun üzerinden siyasi bir rant elde etme yolunda ciddi bir maharet gösteriyorlar.

Tüm sorunlarına karşın demokratik bilinci yüksek olan Kuzey Kıbrıs toplumu endişe duymak, bu gidişatın behemehal durdurulması ve bu yöndeki her türlü “ayrımcı” jargonun terk edilmesi hususunda ciddi bir önlem almak zorundadır. Çünkü küçük hesaplarının, ufku dar kişisel ikbal arayışlarının peşinden giden, mahalli düzeyde küçük çıkarlarını kovalayan bu çevrelerin Türkiye ile Kuzey Kıbrıs toplumu arasında kendi boylarını hayli aşan etkiler yaratma tehlikeleri var. Toplum olarak eğer kendilerini ciddiye almamak gibi bir yanılgıya düşersek yakın gelecekte çok büyük sorunlarla karşılaşabiliriz.

Kıbrıslı Türklerinin stratejik beka meselesi

Türkiye’de bugün siyasi karar vericiler kritik bir süreçte olmaları hasebiyle aralarındaki çizgi farklarını koruyarak ittifaklar kurmaya çalışıyorlar. Bunun temel nedeninin beka sorunu konusunda oluşan yakın ve uzak tehditler olduğu aşikar. Aynı tehditler aslında Kıbrıslı Türkler açısından da mevcut. Bugün KKTC’de dört siyasi parti aralarında ciddi görüş farklılıkları olmasına rağmen bir araya geldiler ve ülkenin demokratik değerlerini, siyasi ve ekonomik sistemini ve uluslararası alanda Kıbrıslı Türk kimliğini korumak ve sürdürülebilir kılmak için deyim yerindeyse ateşten bir gömlek giydiler. Bu koalisyonun kurulmasının temelinde de aslında Kıbrıslı Türklerin bekasını korumak, sürdürmek ve güçlendirmek saiki olduğunu kimse inkar edemez. Öyle ki; normal bir dönemde bu dört farklı parti bir araya gelip de bu koalisyon hükümetini kurmazlardı. Bunun gerçeğin, Ankara’dan buraya soğuk kanlı bir şekilde bakan gözler tarafından da her geçen gün daha net bir şekilde görüleceğini ve çok daha ciddi biçimde önemseneceğini tahmin ediyorum.

Lakin Meclis çatısı altında yersiz, anlamsız çıkışlarla ayrımcılık siyaseti yürüten ve tüm farklılıklarıyla koalisyon kurarak halkın büyük çoğunluğuna seslenen bu yeni hükümete ‘saldıran’ bir küçük partimiz var. Oysa içinde bulunduğumuz dönem iki vekille Meclis’e giren bu arkadaşların rolünü ve önemini daha bir hassas kılıyor. İşin doğrusu bu iki vekilin yemin töreninden itibaren, seçim döneminde söylenenleri artık bir kenara bırakıp halkın ve milletin vekili olmaya yönelecekleri beklentisi içindeydim. Lakin böyle bir yönelme olmadığı gibi son derece lümpen bir üslupla militan tavırlar sergilemeyi tercih ediyorlar.

Türkiye’de kendilerinin söyleminden etkilenebilecek milliyetçi çevrelere, bugün KKTC Meclis’inde yaşananların esasen TBMM’de Kürtçe yemin etme ısrarları karşısında tepki gösterdikleri bazı siyasilerin durumuyla tersinden benzediğini hatırlatmak lazım. (Vekillikte ikinci dönemine giren Doğuş Derya’nın da meclisteki partisinden asla destek görmeyen bazı tepkilerini başka bir yazıda ve bağlamda yazmak istiyorum) Şu artık görülmek zorunda: Dar grupçuluk, hemşehrilik gibi aidiyetler ve buna benzer mikro kimliklerle mahalli alanda yaratılan her türlü sübjektif ayrımcılıklar Kıbrıslı Türklerin genel ve stratejik bekasına ciddi ket vurmaktadır. Böylesi küçük bir grubun (arkalarında destek olarak da Ankara’nın da bulunduğu iddiasıyla) kişisel siyasi çıkarlarının peşinde koşarak yaratmaya çalıştıkları bu “mağduriyet hali”, ancak bölge üzerinde çıkarları olan emperyalist unsurların emellerine hizmet eder.

Umalım ki; siyasetin yeni yüzleri olan bu arkadaşlar konuşmalarını seçim meydanındaymış gibi değil halkın ve milletin vekili olmalarının sorumluluğuyla yapmalarında büyük fayda olduğunu artık kavrasınlar. Acaba farkındalar mı? Gittikleri yolun bir adım sonrası, Türkiye devletinin nerdeyse 60 küsur yıllık Kıbrıs siyasetinin zaafiyete uğratılmasıdır. Herhalde bunu istiyor olamazlar!

 

Copyright © 2013 Xturk MultiMedya Tema. Powered by Wordpress.
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz